Tormesli Lazarillo

“Bu dünyada kendi yüzünü görmeyip başkalarından korkan daha ne kadar insan vardır acaba?”
Tormesli Lazarillo Can Yayınları’ndan çıkmış, 81 sayfalık, 16.yüzyıl İspanyol toplumuna ayna tutan bir klasik.
XVI. yüzyıldaki ekonomik kriz sebebiyle İspanya’nın her köşesinde açlık ve sefalet kol gezmekteydi, bu durumun bir ahlaki çöküntüyü de beraberinde getirmesi kaçınılmazdı. İspanyol toplumundaki bu maddi ve manevi çöküntünün ortasında, 1554 senesinde, sonradan pikaresk roman adı verilecek olan yeni bir anlatı türünün ilk örneği olan Tormesli Lazarillo ortaya çıktı. Din adamlarının ahlaksızlıklarına bolca yer veren bu eser, engizisyonun hışmına uğramamak için imzasız olarak basıldı.

Sefiller, dilenciler, dolandırıcılar ve kimsesiz çocuklarla dolu bir dünyayı tüm çıplaklığıyla sergileyen Tormesli Lazarillo, dönemin İspanyol toplumuna ayna tutan bir klasik. ( Arka Kapaktan)

Çevirmenlerin ( Ertuğrul Önalp, Arzu Aydonat) önsözünde yer verilen bilgilerde ;

İspanya, XVI. yüzyılın ortalarında, Kral II. Felipe’nin saltanatı sırasında Amerika kıtasında, Afrika’da, Avrupa’da geniş topraklara sahip, üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk durumunda olmasına rağmen büyük bir mali kriz yaşamaktaydı. Akdeniz’de ve Kuzey Batı Afrika’da Türklere, Avrupa’da da Protestanlara karşı devamlı olarak sürdürülen savaşlar ülkenin ekonomisini yıpratmakta, gelir kaynaklarını tüketmekteydi. Birbiri ardınca düzenlenen askerî seferler yüzünden tarımda ve sanayideki işgücü eksikliğine bağlı olarak tarlalar ekilmiyor, tezgâhlar çalışmıyordu. Bütün bunlara ek olarak devleti yönetenlerin akılcı bir politika izlememeleri ve harcamalarda kısıntıya gitmemeleri sebebiyle kamu borçları her geçen yıl katlanarak artıyordu. Diğer taraftan saraylarda sıkça düzenlenen baloların harcamalarını karşılamak için devamlı artırılan vergiler fakir halkın sırtına yüklenmekteydi. Üretime katkısı bulunmayan ve nüfusun büyük bir kısmını oluşturan asiller ve kilise mensupları vergilerden muaf olduklarından, ülke ekonomisi bu yükü daha fazla taşıyamadı. Nitekim XVI. yüzyılda başlayan iktisadi kriz XVII. yüzyılda daha da büyüyerek sanayinin ve ekonominin tamamen çökmesine yol açtı. İspanya’nın her köşesinde açlık ve sefalet kol gezmekteydi. Açlığın ve sefaletin toplumda bir ahlak çöküntüsünü de beraberinde getirmesi kaçınılmazdı. İspanyol toplumunda maddi ve manevi çöküntünün yaşandığı bir sırada, sonradan pikaresk roman (Novela picaresca) adı verilecek olan yeni bir anlatı türünün ilk örneği Tormesli Lazarillo (Lazarillo de Tormes) ortaya çıktı. Bu romanda anlatılan dönemin İspanyol toplumuydu, yani sefiller, dilenciler, dolandırıcılar ve kimsesiz çocuklarla dolu bir dünya tüm çıplaklığıyla sergilenmekteydi.
Eserde özellikle din adamlarının yolsuzlukları vurgulandığından, yazar hiç kuşkusuz engizisyonun hışmına uğramamak için ismini gizli tutmuştur. Nitekim Tormesli Lazarillo’nun yayımlanmasından sonra engizisyon mahkemesi, eseri kara listeye dahil etmekte gecikmedi. Bununla birlikte bu yasaklama, kitabın binlerce nüshasının yurtdışından kaçak olarak ülkeye girmesine ve geniş kitleler tarafından beğeniyle okunmasına engel olamadı. Bunun üzerine Kral II. Felipe eserin bazı kısımlarının çıkarılarak ve bazı ifadelerin değiştirilerek yayımlanmasına izin verdi. Böylece eser sansür edilmiş haliyle 1573 yılında Madrid’de baskıya verildi ve bu şekilde yayımlanması XIX. yüzyılın başlarına kadar sürdü.

Pikaresk roman adını, bu türün ana kahramanlarına verilen İspanyolca bir kelime olan pícaro’dan alır, bu kelime düzenbaz, haylaz, hilekâr veya serseri anlamına gelir. Toplumun alt kesiminden gelen pikaresk romanların ana kahramanları şövalye romanlarındaki ya da pastoral romanlardaki ana kahramanlar gibi faziletli davranışlar sergilemezler. Genellikle hayatlarını dilenerek ya da farklı efendilere hizmet ederek kazanırlar. Ama pícaro, başkalarının malını çalan bir hırsız değildir, o sadece aklını ve becerisini kullanarak ve çoğu zaman da başkalarının saflığından faydalanarak ekmeğini kazanan biridir.

Tormesli Lazarillo’dan aşağı yukarı yarım yüzyıl sonra, Mateo Alemán tarafından yazılan ikinci pikaresk roman Guzmán de Alfarache (Alfarache’li Guzmán) 1599 yılında baskıya verildi. Ama aradan geçen zaman zarfında İspanya’nın durumu daha da kötüleşmiş, açlık ve sefalet de o derecede artmıştı. Dolayısıyla hayatta kalma mücadelesi veren pícaro’lar daha kurnaz, daha acımasızdılar. Gerçekten de kendisinden sonra gelen pícaro’larla kıyaslandığında çok masum kalan Lázaro, okuyucuda acıma hissi ve sempati yaratmaktadır. Bu yüzden efendilerinin kendisinden esirgedikleri yiyeceği elde etmek için yaptığı şeytanlıklar mazur görülmektedir.

Çevirmenlerden Ertuğrul Önalp, Arzu Aydonat’ın yazdığı önsöz şu şekildedir.
Kimsenin bilmediği, duymadığı öyle önemli olaylar vardır ki, bunlar hasıraltı edilmemeli ve herkes tarafından öğrenilmelidir; çünkü dinleyenlerin ve okuyanların bunlardan kendileri için bir ders çıkarmaları mümkündür. Bu konuda Plinius şöyle der: “Bir kitap ne kadar kötü olursa olsun içinde mutlaka yararlı bir şey vardır.” Bilindiği gibi herkesin zevki farklıdır, birinin yemeyip bıraktığı bir şeyi bir diğeri çok lezzetli bulabilir. Aynı şekilde bir kimsenin değersiz gördüğü bir olay bir başkası için önemli olabilir. Anlatılanlar çok kötü değilse ve kimseye bir zarar vermiyorsa ifşa edilmemesi için bir neden yoktur. Eğer yazılanlardan bir ders almak, fayda sağlamak söz konusu olmasaydı hiç kimse kitap yazmaya kalkışmazdı. Zahmetsiz yazı yazılmaz, herkes emeğinin karşılığını almak ister; ama emeğin karşılığı her zaman para değildir, bir beğeni ya da övgü de yazarı mutlu etmek için yeterli olabilir. Tullius’un da dediği gibi, “Övgü sanatın teşvikçisidir.”

Bir kaleyi fethetmek için surlara tırmanan askerin hayatına susamış olduğu düşünülebilir mi? Tabii ki hayır,onun tehlikeye atılmasının esas sebebi takdir edilme, övülme arzusudur. İşte edebiyatta da aynı durum söz konusudur. Bir hatibe, “Ne güzel konuştunuz,” denilecek olsa bu övgü onu rahatsız eder miydi?

Kitaptan bir alıntı ile size keyifli okumalar dilerim!

“Haysiyet insanların geride bıraktıkları tek servetleridir.”

Metin ÖZDEMİR

Yazar: METİN ÖZDEMİR