Nasıl EĞİTİM ve ÖĞRETİM ?

OECD Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PİSA) Direktörü Andreas Schleicher’in de Türk ve uluslararası eğitim sistemi için vurguladığı eğitimde maalesef her öğrenciye aynı ilacı veriyoruz ve sağlıklı olmasını bekliyoruz. Oysa ki günün sonunda herşey için geç kalınmış oluyor. Çünkü her öğrenci farklı öğrenir. Öğrenmeye daha çok vakit ayırdığımızda daha iyi öğreneceğimizi zannediyoruz. Bunu destekleyen hiçbir şey yok. Finlandiya’da eğitim süreleri çok kısa ama çok başarılılar. Çünkü öğretmenler kalan vakitlerinde mesleki gelişim, iş arkadaşları, aileler ve öğrencileriyle bir araya gelebilecek vakti oluyor.

Gelelim ülkemize… Müfredat olarak çok başarılı olduğunu düşünelim. Ama müfredatın uygulayıcıları olan öğretmenler (idealist öğretmenler için söylüyorum) işbirliği, geri bildirim ve mesleki gelişim için hiç vakitleri kalmıyor. Ayrıca özel okullarda bile maddi sıkıntı çeken bir çok öğretmen var. Bu öğretmenlerin kendini verimli şekilde derse vermesi de olumsuz etkileniyor. Finlandiya’da ve Güney Kore’de öğretmenlere akademik başarılarına ciddi bir saygı gösteriliyor. Bizde geçmişte olan öğretmen saygınlığı da ciddi şekilde düşmüş durumda. Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenleri ciddi şekilde hizmetiçi eğitimler ile donatmak zorunda. Hizmet içi eğitimler yok mu tabiki var. Ama hizmetiçi eğitimler öğretmen sohbetlerine dönüşüyor ve imza atılıp çıkılıyor. Öğretmenlerden maalesef bu seminerleri kendilerine yük olarak görenler var. Öğretmenin artık çağımıza da uygun şekilde kendini yetiştirmesi gerekiyor. Artık mevcut okutulan ders kitaplarını okutup ezberlemek öğrenci için hiçbir şey ifade etmiyor. O bilgilerin yüz katını sizden önce size fazlasıyla sunabilirler gerekli yönlendirmeler yapılırsa. Artık dönem ezberden çok bilgi ararken hızlı şekilde binlerce bilgi arasından doğru bilgiyi süzebilmek ve hayatta işlevsel kılabilmek. Yoksa verilen bilgi öğrenci için bir şey ifade etmiyorsa istediğiniz kadar yükleme yapın. Hiçbir faydası yok. Üç beş gün sonra unutuluyor. Kalıcı olmuyor. Sınavı geçmek için kullanıyorlar o bilgiyi sadece. Öğrencilerin hayatları A, B, C, D, E şıkları içerisine sıkışmış durumda. Artık kendimizin TR eğitim politikamız olmalı. Kopyala yapıştır sistemle eğitim her ülkeye uymuyor. Ülkelerin kendi öz kültürleri de göz önüne alınmalı. Öğrencilerin yetenekleri, kendi sosyal yaşantısı vb. farklı olduğundan her biri farklı öğreniyor. İyi bir eğitim vermek, iyi bir öğretmen olmak her bir öğrencinin ayrı öğretmeni olabilmekle mümkün. Sınıfta her öğretmenin birkaç öğrencisi vardır ama her öğrencinin bir öğretmeni olabiliyor muyuz? Öğretmen bunu sorgulamalı. Sahada öğretmen görev yapıyor. Buna karşılık idare, bakanlık öğretmenin yanında olmalı, öğretmenin eksiklerine azami ölçüde yardımcı olabilmelidir. Eğitim ihmale gelmez. Bir öğrenci bile zayi olmamalı. Eğitim de ahlaksızlaşırsa bir müteaahit fazla para uğruna malzemeden çalıp çürük binalar yapabilir, bir polis rüşvet alabilir, bir doktor hastalarını ölüme terkedebilir, bir öğretmen öğrencisi için faciaya dönüşebilir. Bu örnekler çoğaltılabilir.
Bir başka eleştirilmesi gereken mevzu da şudur. (PİSA) Direktörü Andreas Schleicher’in de dediği gibi Türkiye’de eğitimi devlet yapıyor. Bu eğitimi kim denetliyor? Yine devlet denetliyor. Burada bir kalite olabilir mi? Mutfağın aşçısı yemeği yapıyor, hem denetliyor, hem de not veriyor. Böyle olmaz. Dışarı kurumlarının bunu yapması lazım… Eğitimi günümüzde kimin yaptığı önemli değildir. Eğitimin kalitesi önemlidir. Kim yaparsa yapsın, ister yerli, ister yabancı, ister devlet, ister vakıf olsun… Kim olursa olsun, eğitimin kalitesi olsun…
Bana göre dünyaya ayak uydurabilmek amacıyla denetlenyenler de uluslararası eğitim denetleyicileri yapmalı. Sadece öğretmenleri, okulları değil, yöneticileri de. İyi yönetemiyorsa, makama geldikten sonra eğitime bir katkı sunamıyorsa onlar da uyarılmalı, eğitime dahil edilmelidir. Bugün iyi bir planlama ile 4 yıllık eğitim 2 yıla çok rahat düşebilir. Aktif meslek hayatında öğretmen adayının hiçbir işine yaramayan dersleri görmesine gerek yok. Üstüne 4 yıl eğitim ver, önüne Kpss çıkar. Öğretmenine güveniyorsan, iyi yetiştirmediğine inanıyorsan mezun etme. Fatih Sultan Mehmet, 21 yaşında İstanbul’u fethetti, biz hâlâ şu dönemde öğrencilerimizin yeteneklerini bile keşfedemiyoruz. Yerli ve milli diyoruz, kullandığımız telefondan, Sosyal medyadan, seyrettiğimiz televizyonlardan, deterjan markalarına kadar yabancı. Türk esnaf bile yabancı markalar olmasa perişan. Satacak ürünü kalmıyor. Bizim artık ülkemiz için üretecek çocukları yetiştirmemiz gerek. Diğer dünya ülkelerinin çocukları bizden akıllı değil. Yeter ki biz iyi bir eğitim verebilelim. Dünyada değerli bir maden olan radyumdan daha değerli deha seviyesindeki öğrencileri keşfedebilmek birinci önceliğimiz olmalı. Onları körelten her türlü eğitim sistemi bu beyinlere yapılmış hakarettir. Bu çocukların vebali bile yeter. Diğer mesele tabiki her alanda liyakat sahibi insanların öne geçmesi.Hangi düşünceye sahip olursa olsun. Yeter ki bu millet için sorumluluk alsın.
Yapılması gereken diğer bir uygulama da ezber sistemden bir an önce uzaklaşılmalı. Ezber yapamayan bir çok çocuk eğitimden soğumakta, nice yetenekli çocuk ehil olmayan öğretmenlerin elinde heba olmaktadır. Nice Fatihler, Kanuniler, Atatürkler yetiştirebilecekken dahi çocuklar bile bu ezber sisteminde acımasız çarklar altında ezilmektedir. Bunun vebali bile çok ağırdır hem çocuk, hem aile, hem okul hem ülke için. Bugün ihmal edilen, yetiştiremediğimiz her çocuk bu ülkeye fayda sağlayacakken, ülke için sıkıntı olmaya, problem olmaya adaydır. Eğitimde ahlaksızlaşma kabul edilemez.

Finlandiya’da okul toplumun merkezinde yer alıyor. Okul sadece eğitim hizmeti değil, sosyal hizmetler de sunuyor. Eğitimin amacı kişilik oluştırmak. Eğitimin amacı da zaten kişilik oluşturmak değil mi? 16 yıl sonunda kişilik oluşmamışsa zaten okul niye var? Okulun görevi ezberletmek değil ki?… Öğrencileri yetenekleri ölçüsünde yetiştiremiyorsa, öğretmenleriniz mesleğinde yeterli değilse son teknoloji okullar da yapsanız okullarınız duvarlardan öteye geçmez. Bu duvarları artık aşıp dünya insanı olmak gerekiyor. Lokal düşüncelerden evrensel düşünebilen, sorgulayan insanlar yetiştirmek gerekiyor. Peki bu nasıl olacak? Bunu da dünyada iyi uygulayan bir uluslararası bir sistemden bahsedeceğim.

Bu sistemi diğer yazımda bahsetmeden önce ülkemizin hali pür melalini kısaca özetleyip geçeceğim. Arif olan anlayacaktır. Türkiye’de eğer eğitimde reform yapılmazsa daha da kötüye gideceğini söyleyen bir araştırma var. 206 üniversitenin 68’inin başında bulunan rektörlerin uluslararası hiçbir yayını bulunmuyor. Uluslararası bilimsel makale yayınlayan 71 rektöre yapılan atıf sayısı sıfır. Yanlış duymadınız. Sıfır. Öğretmenlerimizi yetiştiren fakültelerin rektörleri bu durumdaysa yetiştirdiği öğretmenler ne durumda? 4 yıl üniversite eğitimi, üstüne Kpss başarısı bekleniyor, sonra çoğu işsiz bırakılıyor. Aynı zamanda aktif meslek hayatında işine yaramayacak birçok ders yüklemesi ve zaman kaybı. İnanın doğru bir planlama ile 4 yıllık üniversite 2 yılda biter. Bu vebal kimin? Öğretmenin değil. Yetiştirdiğine güveniyorsan mezun etme. Ama bu arada yetiştirenlerin de artık yetiştirilmesi gerekiyor. En önemli sorunlardan biri de bu. Bir ülkenin eğitim kurumlarının başında bulunanların çalışmalarına sıfır atıf yapılması ülkem adına da utanç verici.

Ülkemizde de bazı okullarda uygulanan, uygulanmaya çalışılan, benim de sertifikalarını aldığım ve ülke olarak ihtiyacımızı hissettiğim IB (International Baccalaureate) (Uluslararası Bakalorya programı) ndan bilgiler vereceğim.

Diğer yazımda…

Metin ÖZDEMİR

Yazar: METİN ÖZDEMİR