MARTİN EDEN

Genç bir denizcinin; aristokrat bir ailenin kızına olan aşkıyla başlayan hikayede, aydınlanma yolundaki yaşanmışlıkları üzerinden, dönemin sosyal ve siyasal ilişkilerine yapılan radikal bir eleştiri sayılan Jack London’ın bu eseri, onun fikir yapısı ve bakış açısını anlamamız bakımından “Beyaz Diş” ve “Vahşetin Çağrısı” ile benzerlik gösteriyor.

Jack London bu eserinde; toplumsal adaletsizlik, sınıfsal bilinçten yoksun ve çelişkilerle dolu bir toplumun yapısı, ezilenlerin dramı gibi temların oluşturduğu görülür. Öte yandan bu eserde hayat verdiği karakterin, içine attığı toplumun sosyal ve siyasal yönüyle verdiği kavgayı Nietzsche ve Marx’ın ideolojilerini benimseyerek okuyucuya aktarıyor. Jack London’un hayat verdiği bu karakterin bir bocalama ve içinde bulunduğu çirkeften çıkma çabalarını, gerçek hayatta daima mümkün olmasa da hayal ettikleri kurtuluşa ulaştırarak eriştikleri biricik gayeleriyle mutlu sona ulaştırmsını beklerken hemen ardından kahramanın içine düştüğü boşluk hissi ve tüketilmiş bir hedefle intihara sürükler. Aslında yazar bu kitapta kendi sonunu resmeder. Bu bakımdan Martin Eden, yazarın biyografisiyle benzerlik gösterir. Nitekim bir denizci olan Martin Eden, aslında Jack London’un denize olan sevdasının bir yansıması olarak çıkar karşımıza.

Martin Eden yoksul bir gemicidir. Bir gün soylu bir aileye mensup Ruth ile Ruth’un evinde verilen yemekte karşılaşırlar. Ve Martin’in başta aşk zannettiği, daha sonradan Ruth’da ulaşmak istediği statü ve kültüre ulaşma hırsı, onu kitaplara ve felsefeye yönlendirir. Adaletsizliğin hüküm sürdüğü toplumlarda, bireyin kendini ispatlama ve adeta hırsa dönüşen çabalarına tanık olmak pekala mümkündür. Martin Eden toplumun içinde bulunduğu kokuşmuş zihniyetten sıyrılma çabalarının, şüphesiz en güzel örneklerindendir. Toplumada bu hırs, çokta tasvip edilmemekle beraber, Jack London’un muhteşem betimlemeleriyle içinde bulunduğu çelişkinin farkına vardırıp Harlot Spencer’in fikirleri gölgesinde yetişen Martin’in çabalarını meşru kılıyor.

Bu eserin, kişinin yaşamının muhtelif zamanlarında okunması gerektiği kanaatindeyim. Eser her ne kadar 1909 yılında kaleme alınmış olsa da her çağın insanın karşılaşabileceği sorunlara değinmesi bakımından güncelliğini koruyor.

Üniversite tercihi yaptığım şu sıralarda Martin Eden’a rast gelmemi şans sayıyor, keyifli okumalar diliyorum.

Paylaşımda bulunan @Shindar hocamıza teşekkür ederiz.

:)

Yazar: Bilgi Çantası