KIRLANGIÇ ÇIĞLIĞI

Ahmet Ümit Kırlangıç Çığlığı kitabıyla ülkemdeki sosyal yaraya parmak basmış. Görmek istemeseniz de gözümüze sokmuş. Haksızlık karşısında susmamış. Dilsiz şeytan olmamış.Okurken hem utandım hem utanırken okumaya zorlandım. Yazılanlardan utandım. Kitap kurgu sayılsa da aslında gerçekler. Maalesef sosyal meselelere duyarsız kalan insanlar günümüzde yazarlık yapıyorlar.(Konuları çiçek böcek) Haliyle Ahmet Ümit gibi aydın olamıyorlar. Utanmamın sebebi şu: Bu coğrafya tarihte adaletin, kardeşliğin olduğu topraklardı. Oysa kitapta çocuk tecavüzleri, organ mafyası,fakirlik, çöpten ekmek toplayan insanlar ve bir tarafı doyuramadığımız için kendi bedenini satan insanları gördükçe ülkem adına utandım. Bunlar benim ülkemde oluyordu.( Hani sözde tüm dünyanın kıskandığı ???) Gözlerinizi açıp çevrenize bakabilirsiniz. Sadece gözlerinizi de değil kalp gözünüzü de açın. Bazı şeyleri görmek için bazen iki gözden fazlası gerekir. Maddiyata önem veren nesil haline gelmişiz. Maneviyat çökmüş. Her ne kadar kabul edilsin edilmesin. Şekilcilik almış başını gidiyor, ruh yok. Hz.Ömer’i sözde kullanmayalım. Hz. Ömer’in yaptıklarının zerresini uygulasanız bu topraklarda bunlar olmaz. Haliyle ülkemden bereket de kalktı. İsraf had safhada. Bugün kişi başı 59-300 lira arasında iftar menülerinde yemek yerken müslüman olup olmadığımızı sorgulayalım. Peygamber Efendimiz(sav) böyle biri değil. Evi bile yoktu. Benim öğrendiğim din bu değil diyeyim en az ifadeyle. Çöpten ekmek toplayan çocuklar var.

Kitaptaki Suriyeli mültecilerin sorunları gerçekten biz günlük yaşantımıza devam ederken göz ardı ettiğimiz ve çok da insanların artık kendi geçim dertlerinin zorluğundan dolayı çok da umarsamadığı bir sorun oldu aslında. Ahmet Ümit onların hayatlarına biraz ışık tutmuş. Savaştan bir şekilde ülkemize gelen mültecilerin çocuklarından, kendilerinden, ailelerinden nasıl vazgeçmek zorunda kaldıklarını ve bu yüzden de başlarına ne kadar talihsiz olaylarından geldiğinden bahsediliyor.

Bugün muhacir-ensar olayını yanlış anlayanlar var. Hangimiz bir Suriyeli aileyi soframıza buyur ettik, yedirdik içirdik. Evimizde barındırdık. Sahabe böyleydi. Suriyeliler ülkemizde bedenini satar hale gelmişse utanmalıyız. Yüzümüz biraz kızarmalı. Ölseler daha iyiydi. Bazen ölüm daha şerefli bir hal alıyor. Kırlangıçlara çığlık attıranlara yazıklar olsun! Bu naif canlı türü çığlık atıyor. Zaten hep naiflere olmaz mı olan… Gerçekleri tokat gibi yüzümüze çarpıyor Ahmet Ümit anlayana. Tabi vicdanı kalmışlara…

“Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem?”

Kitapta kırlangıçların çığlık sebebi göç ettikten sonra geride kalanlar için.

Ahmet Ümit kitabı ile ilgili bir konuşmasında şöyle demiş; “Çocuk tacizcilerini öldüren bir seri katil mi daha tehlikeli yoksa dünya bu haldeyken “aman bana ne! ” deyip kendi keyfine bakan insan mı daha tehlikelidir?” Bence ikisi de çok tehlikeli. Ama adalet tartısına vurulduğunda herhalde ikincisi daha ağır basar. Tüm kötülükler zaten “aman bana ne!” diyen vurdumduymazlığının sonucu değil mi zaten. Bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılık. Ama bilmiyor ki o yılanlar bir gün onu da sokacak? Toplum olarak tüm kesimlerin ana sorunu bu.

Kırlangıç Çığlığı kitabının konusu yıllar önce “Körebe” davası sona etmemiş ve bu seri katil tekrar ortaya çıkıp öldürmeye başlıyor. “Körebe” denen seri katil çocuk tacizcilerini hedef alıyor ve onları hep aynı ritüelde öldürüyor. Bir gün Nevzat Başkomiser’in ekibi, öldürme şekli Körebe ile aynı olduğu için bu cinayetleri Körebe’nin yapmış olabileceğinden şüpheleniyorlar.

Körebe kurbanlarını hep çocuk tacizcilerinden seçiyor. Tacizcileri öldürüp çocukların gittiği mekanlara götürüyor ve yanlarına bir oyuncak bırakıyor. Kurbanların gözlerini kadife bir göz bandı ile bağlıyor ve hep sağ kulaklarını kesiyor. Bundan dolayı bu öldürme Körebe’nin eski ritüellerine benzediği için Nevzat Başkomser’in aklına ilk olarak Körebe adlı şahıs geliyor.

“Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem?” sözüyle kitaba giriş yapmış yazar. Bundan sonra hiçbir söz yazmasaydı kitaptan hissesini almak isteyen yine alırdı. Çünkü vicdanı gitmişlere bir şey kâr etmez. Kitabı merakla okuduğum için kırlangıç ve çığlık nasıl Ahmet Ümit’in bu muhteşem kitabında bir araya geldi anlamaya çalıştım.

Kırlangıçlarla ilgili bilgiler şöyle: Kırlangıçlar hakkında bilgiler veren Batman Kanatlı Hayvanlar Koruma ve Yetiştirme Derneği Başkanı Nesih Taş’tan aktarayım.

*”Kırlangıçlar sıcakların olduğu tüm ülkelerde yaşarlar” ( Kalplerin kaskatı kesilmediği,zulmün olmadığı, vicdanların hâlâ var olduğu, beyin göçünün yaşanmadığı,kendilerine karşı önyargıların olmadığı sıcaklık olarak algılıyorum.)

* Yuvaları yok ise Allah-u Teâlâ’nın verdiği bir sanat ve marifetle kırlangıçlar yuvalarını yeniden inşa ederler. ( Yuvasız, zulme maruz kalmış herkes. Bir gün yine yuvalarını yapabiliyorlar. Yeter ki 1.maddede sıcaklığın olduğu mekanları bulsunlar. Bu mekan her yer olabilir. Arz geniştir. Nerede rahatsan orası…)

* “Kırlangıçlar toplu bir şekilde göç ederler” ( Zulmün olduğu yerde değil kırlangıçlar insanoğlu bile göçer, gider…)

* Et ve ot yiyemezler. ( Yani gıybet yapıp müslüman kardeşinin etini yemezler anlıyorum.)

* Kırlangıçlar arasında birlik ve beraberlik vardır. Çalışmalarında bir imece havası ve sabır vardır. Yuvalarını belli bir oran ve plan dâhilinde yaparlar. Kırlangıçlar arasında ilahi bir nizam ve intizam vardır. Onları tanıyanlara ve bilenlere de ne mutlu…

* Çalışkan, üretken ve tertemiz kuşlardır.

* Bu güzel ince yapılı kuşların serçelerle kavgaları vardır.Kırlangıçlar geri döndüklerinde yuvalarında bu davetsiz misafirlerin bulunduğunu görürlerse, enteresan bir şey yaparlar: Çamur alır, harç karar; yuvanın ağzını kapatırlar. Serçe içeride kalır, kırlangıçlar da kendilerine yeni bir yuva yeri aramak üzere eski yuvalarından ayrılırlar. Bu arada serçelerle kıyısıya kavga ederler…Daha sonra kırlangıçlar gelir, bozulan yuvalarını da bir günde eski haline getirirler. Serçeleri kovalamaya başlarlar. Asıl kaçanlar serçeler olur… Alın teri dökmeden kırlangıçların yaptıklarını bozarlar çünkü. (blog.milliyet.com.tr/kirlangiclarin-dunyasi/Blog/?BlogNo=412346)

Kitapta toplumun belki de görmemek için gözlerini kapattığı, kırlangıç çığlıklarını eğlence zannettikleri hikayelerin acı gerçekleri yansıtılıyor. Bu nedenle bu kitabı sadece bir polisiye roman olarak kabul etmemeli. Toplumsal bir eleştiri kitabı ayrıca. Hem de ne toplumsal eleştiri…

Dil olarak son derece akıcı ve yalın bir dil kullanılmış.

Rabbim tekrar bizi bu topraklarda mutlu etsin!

Kırlangıçlar çığlık atmasın…

Yazar: METİN ÖZDEMİR