GLOBALLEŞMENİN TÜRKÇE TARAFI

Kültürün en temel ögesi konumundaki dil, bir milletin var olma kaynağıdır. Bireyin kendini ifade etmesindeki en önemli araçtır. Kişi; düşüncesini, isteğini, durumunu, yaratıcılığını derdini gibi unsurları, dil yardımıyla aktarır. Bu şekilde toplumsal bir varlık olan insan, karşısındaki ile etkileşimini devam ettirmiş olur. Bu etkileşimin, canlılar için ne denli önemli olduğunu anlayabilmek amacıyla etkileşimin sıfıra indirgendiği bir ortam düşünmemiz, en kestirme yolu olmaz mı? Böyle bir ortamda dilin bütün işlevlerinin kullanılamayacağını düşünmek belki de canlılığımızın dili ile birlikte yitirmek demektir. Zira insan, toplumsal bir varlıktır. Toplumla bağını sağlayan dili ortadan kaldırmamız demek toplumdan bağımsız hale getirmek demektir ki bu da ya başka iletişim yolları bulmaya sevk eder ya da dille beraber canlılığımızı yitirmemiz anlamına gelir.

Eski insanlar dili daha güzel kullanabiliyorken günümüzde birbirleriyle etkileşim halinde giren toplumların dillerini eskisi kadar temiz kullanamadıklarını görüyoruz. Özellikle genç kesimin dili çok fazla yabancı sözcükle birlikte kullandığına şahit oluyoruz. Peki bu durum karşısında ne yapılmalı? “Gençlerin ellerinin altında hem kitaplar hem de internet var. Bu kaynaklardan, güvenilir olanları okusunlar. Türk Dil Kurumu’nun internetten takip etsinler. Yabancı kökenli sözcüklerin Türkçe anlamlarını merak edip araştırsınlar.” ( Uzbay, 2015) Bu gibi yöntemlerle sorunun etkisini en aza indirebiliriz.

Türkçe’nin sorunu elbette dışarıdan kelime almakla sınırlı değil. Bunlar arasında, sözcüğü Türkçeye yanlış çevirmek de Türkçenin yapısını bozuyor. Örneğin “apply” kelimesi, İngilizce‘de Kozmetik ürünlerini saça sürmek için kullanılır ve Türkçeye de sürmek yerine uygulamak olarak çevrilmiştir. Bir başka sorun ise Türkçe’nin eğitim yuvalarında olması gerektiği gibi öğretilememesidir. Buna neden olan birçok etkenler; aile içerisinde yanlış öğrenme, okulda gerektiği şekilde öğrenememe, sosyal medya ile birlikte artan yabancı kelime sayısının kullanıma girmesiyle paralel olarak çevrenin kullanması ve dolayısıyla bir süre sonra tüm toplumun kullanması, tüm toplumun kullandığı kelimeleri medyaya, teknolojiye rağmen Türkçelerini kullandırmaya özendirmek de ciddi bir emek ve uğraş gerektiriyor. Fakat bu engelleri ortadan kaldırıp etkili bir şekilde öğrenmek gerekir. “Etkili öğrenme için ilk koşul çalışmaya büyük bir ilgi ve istekle başlamaktır.” (Sakarya, 2018) Etkili öğrenmeye ve isteksizliğe en büyük neden okullarda öğrenmek için ezberleme tekniğinin seçilmiş olmasıdır. “Ezber bilgi yeterince özümsenmediği içselleştirilmediği için kolay unutulan akılda kalmayan bilgidir.” Böyle bir bilginin kalıcılığı neredeyse imkansızdır. Dolayısıyla bu, öğrenciyi eğiten değil eğitimden soğutan ve isteksiz öğrenmeye, daha doğrusu öğrenememeye yol açan bir sistemdir.

Bir başka önemli sorunumuz ise her yerde gözümüze sokularak sergilenen reklam ve mağaza tabelâlarıdır. Esnafa soracak olursanız onlar da Türkçenin kirletilmesine karşı kendilerini bir fedai konumunda görürler. Peki buna rağmen mağaza, dükkân isimlerini İngilizce veya başka bir dilde tercih etmelerine ne demeli? İşi şov kısmında bırakmayıp bu konuda üstüne düşeni yapan, sorumluluk almaktan, yeri geldiğinde öncü olmaktan çekinmeyen bireylere ihtiyacımız var, kendi yapmayıp millete saydıran insanlara değil! Açıkçası bunun kasti mi, yoksa bilinçsizlikten mi yapıldığına bir cevap bulabilmiş değilim. Eğer bilinçsizlik kaynaklı ise derhal bilinçlendirme çabalarına girişmek gerekir. İlk görevin eğitimcilere düştüğü kanaatindeyim. Öğretmenler aileden sonra hayatımıza dokunan kişilerdir. Bu konumunun bilincinde olan eğitimciler daha dikkatli davranır ve konuşurken güzel dilimizi kirletmeyecek aksine, örnek olacak davranışlar sergiler. Bu şekilde ilk ve en önemli adım atılmış olur.

Türkçemiz, kadim kültürümüzün biricik kimliği her geçen gün biraz daha kirletilmekte ve bozmaktadır. bu savaştan, dilimiz mağlup olarak çıkarsa kaybedeceğimiz sadece kelimeler değil onlarla birlikte koskoca bir tarih, gelenek ve dolayısıyla kültür olacaktır. görevimiz yabancı sözcük İstilasına uğrayan dilimizin her daim tarafında durarak, savunmaya geldiğinde, söylediklerimizi eyleme geçme aşamasında da hiç çekinmeden aynı tutumu sergilemek, öğrenmek ve öğretmek, kelimenin Türkçesi yerine yabancı kökenli olanının kullanılmaktır. Çözümü de anlattıktan sonra harekete geçmek dilin üzerimizdeki hakkı için hadi hep beraber bu kültüre sahip çıkalım ve sonraki kuşaklara daha da bozmuş olarak değil geliştirerek aktaralım.

Paylaşımda bulunan @Shindar hocamıza teşekkür ederiz.

Kaynakça

Torun. S. (2015, 9 Aralık). Türkiye’de Türkçeyi doğru kullanıyor muyuz? [Blog yazısı].

Sakarya, Y. A. (2018, 22 Şubat). Ezberci eğitimin zararları. Antalya Bugün.

Yazar: Bilgi Çantası