EĞİTİM AHLAKSIZLAŞIRSA

Ahlâk yerle birse, kendini beğenmişlik kol gezer, para da her şeyi mümkün kılar. (İrade terbiyesi / Jules Payot)

Gün geçtikçe düşüncelerimiz davranışa, davranışlarımız kişiliğe dönüşüyor. Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklendiğinde yanlışımızı maalesef en son düğmeyi iliklediğimizde anlıyoruz. Kendiniz dışındaki olaylarda yanlış bir şey gördüğünüzde önemsiyorsanız hem cesaretli hem de ahlaklısınız. Ama gördüğünüz yanlış şeyler bilimsel gerçeklere dayalı olmalı ve vicdani olmalı. Kötü körüne duyarlılıktan bahsetmiyorum. Ben söylemiştim ucuzluğundan da bahsetmiyorum. Yanlışı düzeltmek için ne yaptığımızı kastediyorum. Öyle ki insan kötülüğünü bile artık ahlak kavramı altında gizleyebiliyor. Şekle değil ruha, içe bakmamız, sözlere değil, sözlerin davranış ile uyumlu olup olmadığını görmeliyiz. Yoksa her ağzı laf yapan karşısında yüzlerce kez aldatılır yüzlerce kez hayal kırıklığına uğrarız… Laflara değil bilimsel gerçeklere bakmalıyız. Yoksa ahlâksızlık ahlâk olur da farkına bile varamayız. Hatta yaptığımız kötü fiiliyatı ahlak adına yaptığımızı düşünür, o kirli çarktan da insan çıkamaz, içinde debelenip durur, belki de ahlaksızlıktan zevk alır hale gelir.

Maalesef günümüz ahlâk anlayışı kendi çıkarını en ön plana alma, bireyselleşme, ben ben deme, kendi refahı için toplumda olan biteni görmemek de ana sorunlarımızdan biri. Bana necilik! Bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılık!
Oysa uğrunda en çok uğraşacağımız amacımız güzel ahlâk olmalı. Paradan, makamdan, dünyevi isteklerden daha değerli değil mi bu? Öldüğünüzde kimse size isminizle, makamınızla hitap etmeyecek. Cenazeyi getirin, meftayı nasıl bilirdiniz? Cenazeyi gömelim diyecekler. Belki üç gün sonra da unutulacaksınız. Dünyaya güzel bir iz bırakmadığınızda… Belki de öldükten sonra hep akla geleceksiniz. Bu gök kubbede hoş bir seda bırakmışsınızdır. Allah bilir…

Ahmet Ümit’in “Aşkımız Eski Bir Roman” kitabında “Lüks yaşama bayılıyorlardı, çile çekmeden para kazanmayı seviyorlardı, toplumun büyük kesimi gibi kısa yoldan köşeyi dönmeyi istiyorlardı. Ahlâk, erdem, onur gibi değerler onları hiç alakadar etmiyordu. Amaçlarına ulaşmak için genç ve güzel bedenlerini kullanmaktan çekinmiyorlardı.” alıntısı aslında tam bir toplumsal eleştiri.
Bir ülkede bir yerlerde sorun varsa o makamlarda oturanların eğitiminde ve kişilerin ahlakında sorun vardır.
Eğer bir toplumda ahlaklı davrananlar öne çıkarılıyor, idol durumuna getiriliyor, ahlaksızlar cezalandırılıyor ise o toplumda ahlaklı davranış çoğalıyor demektir. Tersi geçerli ise, yani bir toplumda ahlaksızlar öne çıkarılıyor, idol haline getiriliyor, ahlak sahibi insanlara hayat zehir ediliyorsa orada yaşayan bireylerin ekseriyetinde ahlaklı davranışlar görmek zorlaşır. Mafya liderleri, sokak kavgaları, ahlâksızlıklar dizilerde boy boy yer buluyorsa, eğitim, kültür programları yok denecek kadar azsa o ülkelerde medya görevini yapmıyor, eğitim, kültür ve bilim kurumları kendini eğitim ve iyi örnekler ile gösteremiyor demektir. Pop, top, kop(magazin) üçgeninde debelenip duruyoruz. Okul dışında eline bir kitap almadan ömrünü geçirmiş milyonlarca insanımız var… Bir ülkenin geleceği göreceği eğitime bağlıdır. (Albert Einstein)

Eğitim ahlaksızlaşırsa ne olur?

-Çok donanımlı bir hastanede iyi eğitim görmüş bir doktor, hastalarını ölüme terkedebilir.

-Bir müteahhit cüzdanı vicdanına tercih edip milyonlarca insanı çürük, hatalı binalarda yaşatabilir.

-Bir öğretmen sınıfını sevgi alanı yerine notlarını silah olarak kullanıp sınıfı savaş alanına çevirebilir, öğrencilerin ruh dünyasında onarılmaz yaralara yol açabilir. Eğitim seviyesini düşürüp toplumun geleceğine dinamit koyabilir. Bizim asıl sorunumuz öğretmen önlüklerinin nasıl olacağı, tatil günlerinin uzunluğu kısalığı düzenlemesi değildir. Eğitimin ta kendisidir. Kenarından köşesinden değil eğitimin kalbine, sorunlu olan bölgeye neşter vurulmalıdır. Artık çocuklarımız için günü kurtarma dönemi bitmiştir. Eğitim sorunları sümen altına atıldıkça toplumun geleceği olan çocuklara cevap verilemeyecektir. Çocuklara yaşanabilir bir toplum bırakılmalıdır. 2019 Yks sonuçlarına bakmak yeterlidir. Bu çocuklar güzel ülkemin çocukları. Ezberleyen değil sorgulayan çocuklar yetiştirmeliyiz. Nice ezber yapamayan vicdanlı, merhametli, tertemiz çocuklar bir yerlere sınav ve ezber sisteminden dolayı bir yerlere gelemiyorlar. Çoğu belki farklı yerlere savrulup gidiyorlar. Bu çocuklar bu ülkenin cevheri. 16 yıl eğitim verip değerlendirememek bu çocuklara, vatana yapılan bir saygısızlıktır. Okuduğunu anlamayan bir nesil var. Hangi eğitimden bahsediyoruz. Eğitimde üste çıkan çocuklar kadar altta kalan çocuklarımız da topluma kazandırılmalıdır. Eğitim yoksa eğitim fakültelerine, hukuk yoksa hukuk fakültelerine ihtiyaç kalmayacaktır.

– Bir hakim, düşen eğitim seviyesi sonucu artan şiddet ve cinsel istismarlara hak eden ceza vermeyebilir, kadına kıza cinsel tacizde bulunanlara mahkeme kararıyla salabilir, iğrençlik ve ahlaksızlığın toplumda artabilir. Bir insanı belki suçsuz yere ömür boyu sevdiklerinden ayrı bırakabilir. Hayatına kast edebilir. İnsanlar adalet diye çığlıklar atar hale gelir.

– Bir polis mesleğini kazanç kapısı haline getirebilir.

– Bir erkek cahil, eğitimsiz olması sonucu eşine, çocuklarına, toplumdaki kadınlara şiddeti çok rahat savunabilir. Hayvanlara şiddet uygulayabilir.

– Bu örnekler toplumun her kademesi için arttırılabilir.

Dediğim gibi her şeyin kökeninde eğitimin ahlaksızlaşması yatıyor.

Ölüme mahkûm edilen filozof Socrates, son konuşmasında, “Çocuklarım büyüdüklerinde, erdemden çok zenginliğe düşkünlük gösterecek olurlarsa, ben sizinle nasıl uğraştıysam, siz de onlarla uğraşın\” demişti. İpe gönderen mi ahlaklı, giden mi?

Sahipsiz çocuklar, çeteler tarafından daha sistemli bir biçimde suça itiliyor, mafyatik ve sokak dizileri örnek alınıyor. Çocuklar argo ve çene ishaline maruz tutuluyor. Ailesini geçindirmek için bedenini satmak zorunda kalan kadınların, süslü vitrinlerin büyüsüne kapılıp yoldan çıkan küçük kızların sayısı çığ gibi büyüyor. Terör, namus ve töre cinayetleri acımasızca can alıyor. Geçmişteki komşuluk, aile ilişkileri hızla bozulup çürüyor. Görülmemiş savrulmalar, kimlik kayıpları yaşanıyor. Gençlerimiz bir de artan işsizlik karşısında umutsuzluğa kapılıp ülkemizi terkediyor. Toplum maalesef çok kirlendi, toplumsal değerlerimizin en sağlam olanları bile savunmasız kaldı.

En son ne zaman seri şekilde yanlış yapan insanların yüzüm kızardı dediğini duydunuz? Başkaları adına utanmaktan yorulmadık mı? Bugün bu insanlar eğitimsiz bırakıldıysa, kişiliksiz yetiştiyse tek suç onların mı?

Eğer illa birileri ahlaksız olacaksa ve olmaya kararlıysa ahlâksızlığı başkalarına bırakın, dünya bir şekilde dengeli dönmek zorunda… Siz ahlaklı olun. Ahlak tarafını seçin. İyi insan aramayın, siz iyi olun. Güzellikleri, doğruluğu en öne çıkarın. İnsanlar yanlış örnek görmekten yoruldu. Çocukken sürekli sokaklardan çıkmayan, sokaklarda oynayan bizler, bugün çocuklarımızı rahat sokaklara çıkaramıyorsak bir yerlerde yanlış giden bir şey var.

Cehalet güzel ülkemi kötü huylu bir kanser hücresi gibi kemiriyor. Çaresi yok mu var? Eğitim,vicdan,merhamet ve güzel ahlâk. Asıl değerlerimizi bıraktığınızda beri cahil nesiller oluşturalım diye yarışta kurumlar, medya, eğitimli(!) dediğimiz eğitimsiz kişiler.

Neden niçin üç maymunu oynuyoruz? Tek kurtuluşumuz eğitimli, vicdanlı ve güzel ahlaklı bireyler yetiştirmek…

Yazar: METİN ÖZDEMİR