Bir İdam Mahkumunun Son Günü / Victor Hugo

Bir İdam Mahkumunun Son Günü / Victor Hugo ( Metin ÖZDEMİR )
Bize güvence verebilirlermi ki, idam edilenlerin hiç biri düzelemezdi?
(Ölüm Cezası Üstüne Düşünceler, Albert Camus)

‘İntikam almak için cezalandırmak’ yerine iyiliğe yöneltmek için düzeltmelidir.”

Fransız asıllı yazar Victor Hugo (1802-1885) nun bir eseri olan “Bir İdam Mahkumunun Son Günü” ilk kez 1829 yılında yayıncı Charles Gosselin tarafından basılmıştır.
Victor Hugo bu romanı yazarken henüz 26 yaşındadır. Yazar bu romanını Grene Meydanında gerçekleşen bir idam sahnesini seyrettikten sonra yazmış, etkilendiği bu olayı bu romanında kurgulayarak bir roman haline getirmiştir.

Romanın yazılış amacı artık bir şekilde idam cezasını zevkli bir eğlence gibi izleyen insan topluluklarını eleştirmek, ayrıca idam cezasının saçmalığını hem de trajik yanlarını ortaya koymaktır. İnsan öldürmek suçundan hüküm giymiş ve idam cezasına mahkûm olmuş bir adamın ağzından ve birinci tekil kişinin bilincinden aktarılmaktadır. Eser, özellikle ölüme doğru yaklaşan insanın psikolojisini ortaya koyması bakımından önemlidir. Mahkumun ilk önceleri kurtulacağına dair bir umudu varken sonrasında bu umutlar bitmiş ve o psikolojide geride bıraktığı annesini, eşini ve kızını düşünmeye başlamıştır. Kitabın anafikri ise idam gibi korkunç bir cezanın insanlığa hiçbir faydası yoktur. İnsanların böyle bir olayı zevk alarak izlemesi insanlık için çok üzücü bir durumdur.

Kitaptan daha da bahsedecek olursak, cinayet suçu ile yargılanan mahkûm, mahkeme edildikten sonra idam cezası alır. Mahkeme, bu mahkûma beş hafta sonra idam kararı verir. Mahkûm ilk zamanlar affedileceğini sansa da hakkında idam kararı verilir.

“Ölmeden önce ölünüz” nasihatini manevi anlamında olmasa da maddi olarak yani beden olarak ölümü şimdi gerçekten yaşamaya başlamış, ölüm düşüncesi onun tüm ruhunu derinden etkilemiştir. Ölümünü bekleyen mahkûm ruh dünyası ciddi şekilde etkilenir.
Mahkûm tutulduğu odada idama götürülmeden önce tutulan kişilerin duvarlara yazdığı yazıları dikkatle okur. Dışarıda toplanan halk ise idamı beklemekte kimleri bağırıp çağırmaktadır. Kalabalık idam sahnesini seyrederken alacağı zevki bir an önce duymak için sabırsızlanır. Benim fikrim de kitaptaki gibi insanların bir idamı seyretmekten zevk alması ne kadar insanlık dışı bir şey olduğunu size vurgulamaktı bu kitabı tanıtırken.

“Merhamet diyorum, doğadaki tüm canlılarda sınırsızca bulunan merhamet neden biz insanoğlunda yok”

Yazar suç işlemeyi bir hastalık olarak görmüş, suçun tedavi edilebileceğini, idamın çözüm olmadığını savunmuştur. Gerçekten de idam hiçbir zaman çözüm olmamış, suçları engellemede bir caydırıcılık taşımamaktadır. Aksine öldürmediğiniz her gün kendisi ruhen ölmektedir. Yazar bunu da hayatta doğruyu yanlışı bilemeden büyüyen ve suça yönelen çocuğu üzerinden ve suçu yüzünden idam edilmesiyle, idam edilen her kimse onun ailesinin öldürüldüğünü ve ailesinin toplumdan dışlandığını anlatan görüşlerini kitapta anlatır.

Hiçbir masumu öldükten sonra hayata tekrar getiremezsiniz. Hele kanunlarında ve diktatör olan ülkelerde yaşıyorsanız. Kutsal kitaplarda da zaten “Öldürmeyeceksin!” demiyor mu? Önemli olan gerçekten bir suçlu varsa onu en azından topluma tekrar kazandırmak ve rehabilite etmektir. Öyle suçlar var ki affedilemez çoğunluk fikri olarak. Yine de biz bir canlının canına kıymamalıyız fikrimce. Çünkü hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Çok adil yargılanması gerekir. Bazen toplu idamlarda belki birkaç masumun da canına kıyılabilir. Kimsenin bir canı öldürmeye insan olarak hakkı yoktur. Yasalarla ciddi cezalar verilmelidir. Albert Camus’un “Ölüm Cezası Üstüne Düşünceler” kitabı da bu kitaba benzer fikirler taşıyıp idamın saçmalığını anlatmaktadır. Viktor Hugo da sanırım idamlardan vicdanen rahatsız olmuş, bu kitabı yazma gereksinimi hissetmiştir.

“Enflasyondan trafiğe, gelir uçurumundan yoksulluğa, yolsuzluğa kadar her aksaklığı üç beş kişiyi sallandırarak çözme önerisi, insanları korkutarak, sindirerek yönetmenin çözüm olduğu yanılgısıdır esasında.Eğer bu yöntem geçerli olsaydı, tarihin en büyük korku toplumları en gelişmiş uygarlıkları olurdu…
Korkutmanın, sindirmenin makbul bir yönetim biçimi olduğunun düşünüldüğü dönemlerde bile idamın caydırıcı olmadığını kanıtlayan veriler çoktu.” ( Ali Sirmen)

“Merak ediyorum, giyotinle olmasa da insanların canını vahşice alan ve buna seyirci kalan milyonlar hala neden kana doymuyor?”

Metin ÖZDEMİR

Yazar: METİN ÖZDEMİR