“BİR BAŞKADIR” DİZİ İNCELEMESİ

“Elalem değil elli âlem de konuşsa, ben kendimden eminsem, el alkışlar, âlem izler.”
Netflix platformunda dikkati çeken “Bir Başkadır” dizisi üzerine ciddi emek verilmiş, karakterleri bütün doğallıyla izleyiciye yansıtan doğal bir dizi. Bu dizide kenar mahallelerden lüks semtlere kadar abartılmadan verilmiş bir çevre de var.
Öykü Karayel’in hayat verdiği Meryem Hanım ‘ın gündelikçilik yaptığı evde bayılmasıyla açılıyor ve devamında bir yıl önceye atlama yapıyor. Daha sonra da
dizinin ana karakteri Meryem Hanım’ın bir psikiyatri kliniğine yani Psikolog Peri Hanım’a utangaç bir tavırda da olsa gelmesiyle başlıyor dizi. İlk seansta birbirlerini yoklayarak başlayan bu ikili arasında daha sonra biraz da Meryem Hanım’ın rahatlaması ve Peri Hanım’ı arada iğneleyici şekilde konuşmalarıyla seanslar şeklinde dizi gidiyor. Meryem Hanım’ın sıkıntılarından biri hiç psikolog olmadan daha dizinin ilk bölümünü seyrederken teşhisini koyduğum konuştuğunda abisi Yasin Bey tarafından sert bir şekilde susturulması, lafını birçok kez tamamlayaması, Yasin Bey’in sinirli tavırları. Ataerkil bir aile oldukları için son sözün hep erkekte bitmesi geldi bana. Dizinin sonunda da haklı çıktım. Meryem Hanım ‘ın Sinan Bey’ e ilgi duyması, ona söyleyemesi de bastırılmış duyguların her insanda olabileceği gerçeğini sunuyor. Özellikle hocanın sahte gül ve gerçek gül detayı Meryem Hanım’a ciddi mesajlar veriyor. Meryem Hanım’ın Peri Hanım’ı sevmesi belki de ilk defa kendini iş için bile yapsa birinin dinlemesi. Peri Hanım ‘ın onun duygularına değer verdiğini zannetmesi.


Peri Hanım zengin bir ailenin yurtdışında okumuş, yurtdışı kültürü ile yetişmiş bir kadın. Belki hiçbir zaman birlikte olmak bile istemeyeceği alt kültürden gelen Meryem Hanım karakteri tarzı insanlarla işi gereği karşılaşıyor ve hayatını ileriki bölümlerde sorgulamaya başlıyor. Bunu da hastaları ile ilgili danıştığı süpervizörü Gülbin Hanım ile konuşurken anlıyoruz. Peri Hanım kapalı kadınlara duyduğu öfkesini anlatırken buna karşılık süpervizörü Gülbin Hanım ise ona kız kardeşinin kapalı olmasını bile söyleyemiyor. Belki de utanıyor. Kız kardeşini seven ve öfke duyan biri olarak.
Birlikte gönül eğlendirdiği Sinan Bey ile konuşurken “asıl dar kafalı olan kendisi ama farkında değil diye bağırmak istiyorum ona” demesi içinde olduğu durumun özeti. Ama benim kız kardeşim de kapalı diyemiyor. Çünkü bu dizide kimse göründüğü gibi değil. Alt yapıları farklı yetişme kültürü olsa da bunları gizlemek istiyorlar belki de toplumsal baskı gereği.


Yasin Bey ve kardeşi Meryem Hanım’ın sıkı bir şekilde bağlı oldukları mahalledeki hocası onlar için önemli bir karar mekanizması. Sıkıştığı hemen hemen çoğu konuda onun fikrini almaları, çok büyük saygı duymaları, onu üzmek istememelerinden anlaşılıyor.
Yasin Bey ise evinde sürekli bağırarak konuştuğundan ailede herkes bastırılmış, susturulmuş durumda. Öyle ki çocuklar bile çok sessiz. En sonunda eşi Ruhiye Hanım’ın yıllar sonra köyüne gidip kendisinin daha çocukken istismar eden adamı bulup lafını söyleyebilmesiyle yıllardır içinde tuttuğu kini adama söylemesiyle rahatlıyor. Eve döndüğünde de rahatlamış psikolojisi eşi Yasin Bey’i ve çocuklarına çok olumlu yansıyor. Konuşmayan küçük çocuğunun bile dili açılıyor. Burada ailelere çok önemli mesaj var. Sevgisiz şiddetin olduğu ailelerde en çok çocuklar etkileniyor. Ruhiye Hanım da istismarcısıyla yüzleşmeden önce kendine zarar veren, ruh hali çok bozuk olduğundan Yasin Bey’in sinirli olmasına katkıda olan bir karakter. Artık evinden bir ara kaçıp köyünde geçmişiyle yüzleştikten sonra rahatlıyor. Eve dönünce kocası ona hesap sormaya kaşkışsa da Ruhiye Hanım artık üstünden büyük yük kalkması misali gülüp geçiyor. Etrafına mutluluklar saçıyor. Sonunda bu aileye de çok olumlu yansıyor. Dert insanın içini gerçekten kemiriyormuş diyorsunuz.

Diziyi birkaç cümle ile tamamlayan Sinan Bey ise kadınlara düşkün, evli olmayan biri. Zengin bir hayatı olmasına rağmen tüm hayatı cinsellikten ibaret. Dizide en son layık olduğu cümleleri duyması güzel bir detay. Gerçek fikirler ile sarsılıyor en azından. Babasını sevmemesi, kek ve kıyma detayları yerinde olmuş. hatta kıyma muhabbetinde ben sevmem kıymayı babam severdi diyor, annesi de komşunun oğlunun da sevdiğini söylüyor. Bu bile Sinan Bey’in öfkesinin ne ileri dereceye geldiğini gösteriyor. Çözüm bulunmayan her sorun insanın hayatına olumsuz yansıyor.
Gülbin Hanım’ın ablası Gülhan Hanım ise herkese ve her şeye karşı sinirli. Hatta bu sinirini eyleme döken bir kadın. Gülbin Hanım’a karşı kinini, nefretini “Sen okudun tabii biz cahiliz. Bizi dinleme! Sen o havuzlarda spor salonlarında kim bilir neler yapıyorsun” tarzında sözleri.bunları Aslında Gülhan Hanım da merak ediyor, kızkardeşinin nasıl bir yaşantısı var. Kız kardeşi onun sahip olamadığı ne olduğunu bile bilmediği bir hayata sahip olması onu sinirlendiriyor. Sonra dine bağlılığıyla kendini iyi hissetmeye çalışıyor. Kavga ederken bile dua okuyor. “O bunlara sahip ama olsun benim de imanım var onda yok bu daha önemli” gibisinden rahatlamaya çalışıyor.

Ali Sadi Hoca karakteri ise belki ekranlarda ilk defa doğal bir karakter olarak sunuluyor. Normalde çoğu dizide, filmde hoca karakteri din dışında bir şey bilmez, üçkağıtçı, dalavare tasvir edilen tipler. Burada çok şükür doğal. Hocaların bu yorumlara prim vermemesi için gerçekten farklı bir profille olmalarını beklerim. 2-3 dil bilen, bilime meraklı, teknolojiyi takip eden vb. Maalesef toplumdaki algıları bu.
Hoca Hayrunnisa’yı evlat edinmiş ve bunu ona o büyüdükten sonra bile söyleuçyememiş. Eşine çok bağlı. Eşinin ölümünden sonra sürekli birlikte gezdikleri karavanın içinde ölmüş olması sonrasında ise eşinin yokluğunda yatakta değil de karavanda geçirmesi, onun yanına gitmek istemesini istiyoruz. Yaşlılık haliyle zor. O yaşta hayat arkadaşını yitirmiş biri için hele.
Hayrunnisa Hanım ise evlatlık. Hocanın kızı olmasına rağmen evde onlar yokken veya dışarıda yüksek sesle müzik dinleyen bir kız çocuğu. Ben dizi boyunca hocaya ve eşine bir saygısızlık yapacak diye korktum. Ama hoca ve eşi onu çok sevdiklerini hissetmiş olacak ki ilişkileri çok iyi. Onları kırmıyor, üzmüyor. Taki dizinin sonunda kendi hayat yolunu çizene dek. Aslında bir lezbiyen. Dini değerler ile de yetişse kabuğundan sıyrılıyor verdiği karar ile ve hocaya başını açtığını söyleme cesaretini gösterebiliyor.
Diziyi izlediğimde bu karakterlerin aramızdan birileri olduğunu görmek sevindirdi. Dizide art niyet yok. Birilerini üstün kılma gayreti yok. Herkes olduğu gibi. Bizden birileri. Abartısız.
Dizide keşke baş örtülü ama doktor, hakim vb. olmuş kendi ayakları üzerinde duran bir karaktere de yer verilebilirdi. Az da olsa bu karakterler de toplumda var. Başörtülüler zengin evlerinde ekonomik sebeplerden dolayı genellikle gündelikçi olması maalesef hayatın bir gerçeği. Ekonomiden başka bir şey düşünemiyor ki kendini geliştirebilsin, yetiştirsin denilebilir.
Diziden sonra yorum yapanların Peri ve Gülbin Hanım demesi, Meryem ve Gülhan diyerek geçiştirip küçümsemesi beni rahatsız etti. Oysaki hepsi kadın. İsimlerinin sonuna statüleri ne olursa olsun “Hanım” eklenmesi hoş olur diye düşünüyorum. Bu da ötekileştirmedir çünkü. İnce bir nüans olsa da.

Hayatı tüm doğallıyla veren dizilere, filmlere ihtiyaç var. Son yıllarda dizilere bakın. Lüks evler, lüks arabalar, zengin kocalar. Pırlanta ile dolu kadınlar, hanımlar ve bunlara iç geçiren yoksul aile kızları. Onlar gibi yaşamak isteyen ama yetiştiği kültürden, inancından dolayı kabuğundan çıkamayan ama bunlara iç geçiren bir kesim de var. Bu gerçeği kabul etmek lazım. Bunun zıttı olarak da zengin kızların, kadınların statü gereği düşük olan kızları küçümsemeleri onları sadece hizmetçi olarak görmeleri çok acı. Baş örtüsünün altındaki başlar gitmiş şekilde yaşayan kızlar, kadınlar olduğu gibi başörtüsünü taktıktan sonra dinini ona göre yaşayanlar da görüyoruz toplumda.
Bunun dışında açık olmayı ahlaksızlık olarak gören kadınlar olduğu gibi açık olarak evrensel ahlak kurallarına, dinine çok bağlı kadınlar da görüyoruz toplumuzda. Toplumda herkes mozaik gibi. Oysa kimseyi giyindiği bir şeyden dolayı eleştirmek haddimiz bile değil. İnsanı insan olarak görmediğimiz sürece toplumda bu gibi şeyler sıkıntı olarak görülecek belki de. Oysa ki sıkıntı olmamalı. Herkes istediği gibi düşünebilmeli, giyinebilmeli. Farklılıklar çatışma sebebi değil zenginlik sebebidir.
Toplumda her türden insan var ve biz bu insanlar ile yaşıyoruz. Hiçbirimizin diğerine bir üstünlüğü yok. Ateist biri son nefeste müslüman olarak ölebilir müslüman biri son nefeste inançsız dünyaya veda edebilir. Demek istiyorum ki hiç kimse akıbetinden emin olmasın. Her seçim kişinin kendine aittir.
Ahlakı erozyona uğramış biri açık da olsa tesettürlü de olsa eğitimli de olsa cahil de olsa özünde aynıdır. İki durum da iki zihniyet de aynı derecede acınasıdır.
Dinimizi ailemizden bölük pörçük öğrendiğimiz gibi değil de modernliği de içki içmek, yabancı kültürlerdeki gibi giyinmek gibi anlayan her iki kesim de yanlışta aslında.
Birbirimize sadece insan olarak baktığımız günlere! Amasız, lakinsiz… Hepimiz aslında kardeşiz! Bizleri ötekileştiren herkesi statümüz ne olursa olsun önyargılarını kırabilmeliyiz. Allah’ın karar vereceği hükümlere aciz bir insan olarak kimseyi dünyada etiketlemeye hakkımız yok.
İyi seyirler!

Yazar: METİN ÖZDEMİR