BİLİNMEYEN ADANIN ÖYKÜSÜ

“…Bilmiyor musun ki, kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin…”
1998 Nobel Edebiyat Ödülünün sahibi olan usta yazar Jose Saramago’nun yazdığı Bilinmeyen Adanın Öyküsü, Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından basılmış, Emrah İmre tarafından Portekizceden dilimize çevrilmiş, Birol Bayram tarafından resimlendirilen, yaklaşık 60 sayfalık bir tadımlık bir kitap.
Önemli olan yolda olmak, olabilmek… Aslında yol bizim içimizde… Karar vermek ve uygulamak. Sonunda ne olacağını bilmeden bu hayat macerasında… Karşımıza iyi şeyler de kötü şeyler de çıkması mümkün. Hayatta karar alamamaktan iyidir bence. Çoğumuz gelecek endişesiyle gelemiyor veya gidemiyoruz. İkisi arasında sıkışıp kalındığında belli bir yaştan sonra da ahlar vahlar veya çok şükürler…


Carpe diem, Latin edebiyatının ünlü ozanı Horatius’un bir dizesinde geçen gününü gün et, zamanın tadını çıkar, günü yakala, anı yaşa veya günü yaşa gibi anlamlardaki özdeyiş. Carpe diem diyebiliyor muyuz? Kendimizden dışarı çıkabiliyor muyuz? Oysaki arz geniş. Bir yerlerde tıkılıp kalıyor muyuz? Haklı veya haksız sebeplerle?
Temizlikçi kadın sarayda yaşamasına rağmen, sarayda kalabalıklar içinde yalnız tek bir kişi olduğundan ada bulmak için tekne isteyen, – aslında kendisi gibi kalabalık arasında YALNIZ kalan adamı- kararı sonucu her şeye rağmen terk etmiyor. Belki tekne ile bilinmeyen adayı buldular veya bulamadılar bilmiyoruz. Ama sarayda mutsuz bir hayat süren, saray temizliğinden tekne temizliğine geçen bir kadın temizlikçi en azından aradığı kişiyi buldu. Belki de adam da kendini ömür boyu sevebilecek kadını buldu. Ama şunu biliyoruz. Kararlar kapısından ikisi de geriye bakmadan geçebildiler. Yani bir karar alıp uyguladılar.
Kitabın kahramanı insanlarla konuştuğunda hepsi bilinmeyen ada diye bir şeyin kalmadığını olsa bile kimse huzurunu bozup bilinmeyen bir adayı aramak istemiyor. Adam kararlığının sonucu olarak olumsuz tüm konuşmalara kulaklarını tıkıyor, ısrarlı, kararlı bir duruş sergiliyor.
Karar veremeyen milyonlarca insan hayatın içinde kendilerine sunulan iyi kötü hayatın içinde yaşayıp ölüp gidiyorlar. Hissiz, ruhsuz, tatsız, tuzsuz bir hayat. Burada kastettiğim helal çizgisi dışına çıkmak değil. Kabuğundan hiç kafasını kaldırıp dünyayı, kainatı sorgulamayanlar… Oysaki kişinin düşüncesini söyleyememesi bile bir köleliktir. Kararsızlar da aslında bir bakıma köle…


Gecikmeden karar kapısından geçebiliyor muyuz? Doğru yoldaysak başımıza ne gelir endişesi taşımadan? Yoksa hep korku içinde mi yaşıyoruz gelecek endişesi yaşayarak… Masal tadında bir kitap. Ama siz siz olun masallara değil gerçeklere bakın. Masalların sonunda dünyada genelde iyiler kazanıyor. Ama gerçekte dünyada kötüler iyilere galip gelebiliyor. Kısa süreli de olsa. Önemli olan bu kısa sürede haklıdan, haktan hakikatten yana mıyız? Yoksa güçlüden yana mı? Kararınız güçlüden yana ise kararınızı gözden geçirmek gerek. Yani her kararda dikine gitmek doğru olmayabilir. Kararı burada doğru almak önemlidir ve zamanında alınmayan kararların bir hükmü yoktur.
Yazarın da dediği gibi “aslolan gidiştir belki de, varış değil”.
Tüm okurlara keyifli okumalar dilerim.

Yazar: METİN ÖZDEMİR