BENCİLİM, BENCİLSİN, BENCİLLEŞTİRİLİYORUZ

‘Bencillik’ sözcüğü hepimize yeterince ağır ve suçlayıcı gelir; kolay kolay bu sıfatı üzerimize almak istemeyiz, değil mi? ‘Bencilsin’ dendiğinde, ‘ne münasebet, başkalarını da düşünürüm ben, bencil falan değilim’ diyerek empati örnekleri sunmaya girişiriz. Tamam kırıcı olmaya gerek yok, meselenin özünde pek bir değişiklik meydana getirmese de, birazcık hafifletelim, ‘bireyselleştiriliyoruz’ diyelim.

Teknoloji çağı ilerledikçe, bilgisayarlar ve makineler etrafımızdaki ağını yaygınlaştırdıkça, medyanın da yönlendirmesiyle kabuğumuza, ender korunaklı limanlarımızdan biri olan, mahrem bölgemiz, evlerimize daha da sığınır olduk. Toprakla bağımız, televizyonlarla sınırlı kalınca, evlerimizdeki sadık dostlarımız, cep telefonları ve bilgisayarlar oldu. Hele 2020 yılının daha ilk 3 ayında, yaşadığımız şehadet olayları, savaş, deprem ve yangınlar gibi felaketler yetmezmiş gibi, şimdilik pastanın çileği konumunda bulunan, ki inşallah öyle kalır, virüs de bizi evlerimize hapsetti. Zorunlu ihtiyaçlar ve çalışma mecburiyeti dışında evlerden çıkamaz hale geldik.

Caddeleri, kahveleri, parkları, kafeleri şenlendirirken ya da akşamları evimize, yegane sığınağımıza döndüğümüzde, bizim dışımızda kalan dünya ve gelişmeleri ne kadar umurumuzdaydı? Filistinliler, seyahat yasaklarına maruz kalırken, Afrika’da insanlar, hayatta kalmaları için yiyecek, içecek bulamazken, Doğu Türkistan’daki kardeşlerimiz, Çin zulmü altındayken, yanı başımızda Suriyeli, Iraklı komşularımız, evlerinden olup, başta ülkemiz olmak üzere dünyaya dağılmak zorunda bırakılırken biz hangi sığınağımızda, başlarımızı kuma gömmüştük?

Bizi bilenler, Karl Marx’ın 19. yüzyıldaki ‘Din afyondur.’ sözünü destekleyenlerden olmadığımızı bilir. Ancak, Portekiz’in meşhur diktatörü Salazar’ın 3F’si duruma farklı bir açıdan ışık tutuyor. Bu maharetli (!) idareciye, uzun yıllar boyunca (1932-68 arası) ülkesini tek başına nasıl yönettiği sorulunca ‘3F (fado-müzik, Fatıma-din ve futbol) sayesinde’ demiş. İnsanların sanatsal hisleri, dini duyguları ve spor, özellikle futbol zevkleri kitleleri uyuşturup istedikleri yönde yönlendirilmeleri ve gerçek gündem ve bilinçten uzak tutulmaları açısından ustalıkla kullanılıyor.

İnsanlar, kendilerine dokunmayan yılanlara serbest dolaşım hakkı tanıyorlar, bu durum daha önce de böyleydi, değişmesi de pek mümkün görünmüyor. Aynı binadaki komşuları yolda yanından geçse tanımakta zorlanacaktır pek çoğumuz. Bayram, kandil ve cuma mesajları günümüz Müslümanının akıllı telefonları yoluyla gerçekleştirdiği dinî paylaşımların başında geliyor. Yardımlaşma, evsizleri, fakirleri gözetme, akraba ve komşu hakları, dinini doğru bir şekilde temsil etme ülkemizde giderek değerini ve yaygınlığını kaybediyor.

Örnekleri çoğaltarak sizleri daha fazla sıkmak istemiyorum. İnsanlar, ‘ben’ dedikçe, benliğini kaybediyor. Çözüm, geçmişte bizi biz yapan milli değerlerimizi baş tacı ederek, diğergamlığı yeniden hayatımıza dahil etmekten geçiyor.

Yazar: İRFAN AYDIN

1980 Artvin doğumluyum. 30 yıldır Bursa'da yaşamaktayım. Evli ve bir kız, bir erkek çocuk babasıyım. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi tarih bölümü mezunuyum. İlk olarak bir markette kısa bir süre satış görevlisi olarak çalıştım. İlk okuduğum kitap, Yakup Kadri'nin Yaban adlı eseriydi. Bir tekstil firmasında çalışıyorum. Kitap okumayı seviyorum, iyi bir futbol izleyicisi olduğumu söyleyebilirim.